Yolun Karanlık Tarafı,Ananas Hayaller

Yolun yanlışlarına hoş geldiniz.Gül renkli şarap hayallerimiz vardı hep.Burnumuzda tutan tütsülerden de sıkılır gibiydik.Bu paragrafım da yeni yıl ve yeni umutlar ile ilgili bir yazı yazacakken,aldığım bir ölüm haberi beni bu yazıya yazmaya tekrardan itti.Mis gibi kokan ölümün özgürlük oluşu mu yoksa ölümün altındaki dizeler miydi?Ruhumuz zaten ölmüşken,bedenlerimizin ölüşü bize ne fayda sağlayacaktı?Aslında diyebileceğin tek bir şey var;İşte bu kadar.Çabaladığın onca hayat,üzüldüğün ve mutlu olduğun her şeye burada bir nokta kondu ve artık toprağın altındasın.Peki size soruyorum,ölümün olduğu yerde daha ciddi bir şey olamazken,hayatı neden bu kadar ciddiye aldınız? 7 yaşından itibaren okula gitmeye başladığın o hayat sana yine sonunda ölümü sundu.Aynada kendine bak ve yüzünde gördüğün o gerçek yaşı kendine söyle ve ne kadar zamanının kaldığını kendine hatırlat.Hayat tembeller için çok uzun ama hedefi olanlar için çok kısadır ve nereden bakarsanız bakın %92’lik kısım hep hedef kısmındadır.Ruhumuzu saymıyorum bile çünkü o zaten çoktan kendini kaybetmişti.Ölene kadar vakit geçirebileceğin onca şey varken,sen şehir hayatında kaybolmayı seçtin.Hiç bir şeyi zamanında ve istediğin gibi yapamadın.İsteklerin için değil,onlar istedikleri için çabaladın ve sen,sen olarak değil başkası olarak öldün.Yapmacıklık bu Dünyamızın temelini oluşturan şey.Güzel paralar,güzel eşyalar,4 duvar Dünya diye diye ilk ruhumuzu öldürdük.Demlene demlene de bedenimiz arkamızdan geliyordu.Güzel dostluklar kuramayıp ruhumuzu beslemeyi unuttuk,güzel bir insan sevemeyip ruhumuzu beslemeyi unuttuk,bir ağaca sarılmadan ruhumuzu beslemeyi unuttuk.Gezecek onlarca Ülke varken sadece bir sokakta aciz olarak vefat ettin sen.Dile gelmeyen yazıları okumak ve yazmak ne kadar kolay değil mi?İşte temellerimizden bir tanesi,gerçeklikten kaçmak.İşte bu yüzden sosyal medya kullanıyoruz ya.Ne olursak olalım yine gelemedik.İlk sayfada canlı bir gül olmak varken,2.sayfa sonlarında kurumayı tercih ettiniz.Unutmayın ki ölüm var.Ruhun hep mutlu olsun.Huzur içinde yatsın…

Kaybedenler Kulübü / O An…

Bazen gidersin,sadece dönebilmek için.Soğuk ve inceden yağan yağmur seni Beşiktaş caddesinde ıslatır.Kulaklarına Gülce Duru fısıldıyor.Nefes alamam acilen kaçmam lazım derken buruk hava bir anda ağlamaya başlıyor ve bulutlardan kan damlaları dökülüyor Dolmabahçe Sarayı’na doğru…Düğmelerinin bir tanesi kopup denize doğru düşüyor,aynı senin gibi…O anda gökten bir yüzük düşüyor ve 12 gün de o yüzük düşse artık senin için hiç bir şey ifade etmeyecek.Bu saatten sonra Cem Karaca gibi üryan gelsek artık ne fayda edecekti?Bu saatten sonra kitaplara inansak ne fayda edecekti?Küçük bir kızın elinde ki oyuncağa tapmayı tercih ettim.Bazen de tutku ile kapıldığım o gökkuşağını görüyorum caddenin başında.Artık herkese görünüyorsa içimde ki o tutkuda kaybolmuştur.O an şiirler yazılsa elimden,Tanrı eminim ki bileklerimi kırardı sahiden.Oturdum ve şimdi yine seyre daldım,bir takım şeylere değer veren insanlara,kendiminkini bulamamışken.Bağrımda ki aslan dövmesine düşen yağmuru sonuna kadar hissedebiliyorum ve bu beni daha da ağırlaştırıyor.O an herkes sigara yaksa bir an içimdeki efkarı nasıl dindirecekti?Masal kitabımın ıslanmaması için verdiğim çabayı hiç kimse için harcamamıştım,tam o anda bunu hatırlıyorum.O an gol atsam bile hep gol yiyen ben olmayacak mıydım?Vapura doğru uzanırken yalanan arap kağıtlarında ki şeffaflığı görebiliyorum,işte bu insanlarda olmayan.O an bütün günahlar silinse yeryüzünden bu duyguların acısız tarifi hep benimle kalmayacak mıydı?

Hiç,Hiç Bir Şeyi Bilmiyorlar

‘Kışın usul usul yürü,toprak ana yara almıştır’Yazıma böyle başlamak istedim.Kış geldi ve içimizi daha da ısıtacak şeylere ihtiyacımız var artık.Kitaplar,insanlar,eşyalar her şey…Hepimiz bir fidandık,şimdilerde hep bir yönlere doğru yamuluyoruz,farklı ağaçların birbirine sımsıkı sarılması ne muazzam olaydır.Benim Dünyam cehenneme açılan bütün kapıları kapattı artık.Her olay da kötüye yorumlamaktan bunalmıştım zaten.Şimdi Moda sahilinde biramı yudumlarken altın dişli martıları görüyorum.Keşke altın kalpli insanları da görebilseydim.Bir gün daha sevdamız Filistin’e sürgün ediliyor.Romanların en ücra köşesine bu gece de duygularımı bırakıyorum.Yine bir şiir kitabından imal edilmiş bir uçan halıya binip siktir olup gidiyorum buralardan.Kendimi Medusa’nın yılanlı kollarında bulmak isterken,bir anda Ganesha’nın karşısında buluyorum ve meditasyon yapmaya devam ediyor.Durun durun benim olmam gereken yer burası değildi.1400 senesine gidiyorum,tarihi bir köprüde bir kadın bir erkeği terk ederken izlemeye devam ediyorum.Ay ışığı yüzüme doğru vururken meyhaneci Rüstem abi biraları tazeliyor.Terk edilişe o kadar kaptırmışım ki yüreğine dokunmadan geçemiyorum oradan.Erkek yere damlayan göz yaşları ile paltosunu köprünün kenarına bırakıp kayboluyor.Kendi benliğim yerime oturuyor artık ve yatağımda uzanıp düşüncelere dalıyorum.Ay ve yıldızlar bana eşlik ediyorlar.Kendimi Tanrı olarak düşünmekten alıkoyamıyorum.Madem ki Tanrıyım bu neyin yalnızlığı?Gücün,zenginliğin,karizmanın en zirvesine tırmanınca;Ne olacak şimdi ya diyorsan iş bitmiştir zaten,kaybetmişsindir.Hepimiz biraz Hayyamdık sonuçta.

Her Biri Yıldız,Kendi Halinde

Artık ağaçlar dahi konuşmaya başladı,sen neden susuyorsun güzel insan?Neden şiirlerin içerisinde kendini bulmuyorsun?Kış gelmiş ve sanki ölüyor gibiyiz.Bir kadeh şarap alıp hiç kitap okudun mu?Yorgunluktan neden kendine vakit ayırmadın?Duygularını hep anlatmakla geçirdin ama bunlar hep başkalarının duygularıydı.Kendi duyguların ne olacaktı?Bu zamanda kim kimi önemsiyor ki?Sosyal medyanın narsist taraflarını kendimize aşılamakla meşgulüz.Yazdıklarım bir şefkat gibi…Yüreği pespembe olan okurlarım,sözlerin en güzeli size gelsin efendim.Artık duygu yaşamayalı uzun zaman oluyor.Cennet gibi kokan bahçeler yok,anlamlı gelen kitaplar ve şarkılar yok,psikoloji hapishanesinde yaşayacak bir an yok.Sadece boşluktayım.Benim anlamlarım bir yeşil kadardı belki.Penceremin buğusundan izlediğim soğuk sarılmalar gibiydi.Birbirimizi Tanrı’ya emanet edişimiz gibiydi hep…Korkularımızın en büyük sebebi gibiydi.Bir gün barlar sokağında yürürken o güzel Mandala dövmeli siyah saçlı kadını görmek gibiydi.Dam meydanında ot içmek gibiydi.Çatılarda buzların eriyip baharı müjdeleyen kuşlar gibiydi.Bir sokağın başında karşılıklı gülüp biraları yudumlamak gibiydi.Ormanda çadır atıp hep sevişmek gibiydi.Yanında uyumak gibiydi.Gecenin bu saatinde bu satırları yazmak gibiydi.Yine hep acılar ve mutluluklar ile buluştuk.Tüylerimiz diken diken oldu ve bir an boşluğa düştük.Şimdi çantamızı alıp kaçmalı mıydık,yoksa sessizce ağlamalı mıydık?Ya da bir ‘Yol’a Düş’ şarkısı açıp onu mu düşünmeliydik?Güneşin doğmasını beklerken penceremdeki ağaçlar çıtırdıyor.Git diyor ben yalnız bir varlığım ama sen yalnız olamazsın ey insan!Hiç bir zaman büyüdük diyemeyeceğiz.Olsak olsak büyük bir çocuk olarak kalacağız hep.Umarım o çocuk hep buralarda bir yerlerde olur,çünkü Dünya’nın yaşama sebebi budur.Kulaklarım tıkalı bu gece,hiç bir şeyi duyamayacak kadar sağırım.Aslında tozlar kadar ağır olduğumuzu fark ediyorum bir anda,eğik eğik süzülen ve kulağıma doğru fısıldayanlar bir şey anlam ifade etmiyor artık.Bir kadın bahçemizde opera yapıyorken kulaklarımı bir anda açıyorum.Bu güzel sesi dinlememek ne mana?Tekrar yazmaya dönüyorum ve her seferinde intihar notu gibi gözüken yazılarıma devam ediyorum.Kendimi aramaya çalıştığımı unutmayın sakın.Ne sonsuz mutluluk,ne de sonsuz acı isterim ben.Orta çağ kalelerinde zamanla uğruyorum şu sıralar.Çayırda dolaşan Orklar ve bana selam veren şirinler geziniyorlar etrafta.Burada ki duygulara ve aidiyet hissine aşina olup bir anda kendimi Andromeda çağına ışınlıyorum ve insanlar robotlar ile aşk yaşamaya başlamışlar bile.Belki de o zamana Dünya kalmaz bilemeyiz ama mecazi de olsa bitirmeden bitiremeyiz.O yüzden bu güzel duyguları ve insanlara olan şükranlarını unutma,egolu olmaktan vazgeçip karşındaki insanları kendine denk olarak gör,çünkü ne bir fazlayız ne de bir eksik.

Hayat Derde Bandı Beni

Her yaz butonuna tıkladığımda bütün her şey bir kenarda kaldı.Bir şeyler kifayetsiz kaldı.Acılarım masanın üzerinde dururken sadece oturup onları izliyorum ve seçmeye çalışıyorum.Pencerem buğulanmış ve buharlaşıp gökyüzüne doğru yükselirken beni izliyorlar.Ne yapmalıydım bu odada,delirmek zorunda mıydım?Mükemmel senfoniler kulağıma takılıyor hep.Boğuk duran her şeyi atıp kendimi mi kandırmalıydım bu odada?Şiirlerin en alası ne olabilirdi ki zaten?Bu hislerin kalbe ve ruha attığı çizik gerçekten derinden etkiliyor insanı.En son nokta da insanın kendini kaybetmesi oluyor.Salaş duran odamda kitapları seyre dalıyorum.Duvarda duran tek bir yazım vardı.Beni bu kanalizasyondan çıkarılacak birilerini hep bekleyeceğim.Sonra aklıma bir şey takılıyor.Ben o kanalizasyondan çıksam dahi artık hep kokusu üstüme sinecekti ve bunu beni kurtaranlara yansıtacaktım.Ama durun unutmuşum,bu kanalizasyon cennet gibi kokuyor.Geceleri unutarak kalp krizi geçiriyorum.Ruhum Ankara’da bir pavyonda gibi,Fas’ta çölün ortasında kalmış gibi,İskoçya’da bir orta çağ kalesinde yaşıyor gibi,ama yaşamaya devam ediyor ya…Aklıma Kemal Sunal geliyor bir anda.Kendinize gelin efendiler,hayatı bırakmayın.Onun saçları gibi beyni de uzundur efendiler,onu hafife de almayın.Beyninde şelaleler aksa da gerçek hayat bir volkan gibi patlamaya devam ediyordu.Şu sıralar bacaklarımdan akan kanları kitaplar ile durdurmaya çalışıyorum fakat damlalar desenli bir betona düşmeye devam ediyor.Aslında bakarsanız bir gram şiirden anlamam ama insan içindeki kurguyu ve yaşantıları dökmeden de edemiyor değil mi?Bir gün ben değiştim ve kendimden de bir daha haber alamadım.

O Kadar Çok Kazanıyorum Ki

Hayatını seçmekte özgürsün.Acını da mutluluğunu da seçmek senin elinde.Belki benim konuşma hakkım yoktur ya da o kadar ciddiye alınmam çünkü her hangi bir vasfım yok.Hayatta seçebildiğimiz ve seçemediğimiz şeyler vardır.Seçemediğimiz şey için hep üzüleceğiz.Acının diğer yüzü gibi yani.Eğer seçebileceğimiz şeyi seçmeyip diğer seçeneği seçseydik yine üzülecektik.Bir insanı acılar büyütmez mi zaten?Ellerimizdeki şeye sarılma vakti geldi.Acılarımız ve mutluluklarımız.Yaş,din,dil,ırk,cinsiyet fark etmeksizin bir insanın büyüme anı yaşadığı mutlu ve acı anlardır.Elbette isteriz acılarımız olmasın fakat o zaman mutluluk nasıl gelecek?Acının olmadığı yer mutluluktur,mutluluğun olmadığı yer ise bir acıdan ibarettir.Bu ikisi soğuk ve sıcak gibi.Birbirine bağımlılar.Ama her şeyden ayıran bir özellikleri var,bize de bağımlılar.Bazı acı anlar vardır ki bir silahtan,bir kılıç darbesinden daha keskin olabilir.Bir insanın acısı da mutluluğu da yüzüne yansıyabiliyor aslında.Savaş biterse,hayat biter,şiirler anlamsızlaşır,tanıştığımız insanlar ve okuduğumuz kitaplar bizlere hiç bir şey öğretmez artık.Ne kadar bir şeylere bağlı olursan ol,acını ve mutluluğunu seçmekte özgürsün.Sonra yıldızlara bak ve hislerini onunla paylaş.Yıldızlar en yol gösterici şeylerdir bana göre.Hiç bitmeyecek ihtiraslı acı ve mutlu günlere…Ne olursa olsun bu sabahların bir anlamı olmalı değil mi?

Benliğim ve Caddeler

Selam.Her gece yazma rutinim tam gaz devam etmekte fakat bazı sorunlar var,beni tanımıyorsunuz ki.Ben 21 yaşında,gençliğinin baharında bir gencim.Ben 3 yıldır düzenli olarak otostop ile geziyorum ve tabiri caizse sokaklarda yatıyorum.Ama size kötü olarak görünmesin bu durum çünkü mutluyum.Bundan 3 yıl önce yol ile tanışmadan önce herkesin olduğu gibi benim de hedeflerim vardı.Yine sıradan bir gün okuldan gelmiş bilgisayarın başına geçmiş haberlere bakıyorken,bir anda bir başlık gördüm.’Otostop ile 78 il gezen kadın’ adı altında bir haberdi bu.Sonra açtım ve tüm makaleyi okudum.O sıralar hem bunlar ile ilgili araştırma yapıyorum,hem de okula gidip geliyordum.Hedefim tıptı ve eğer sınava girseydim başarabilirdim muhtemelen.Ama yaz geldiğinde ben yola çıktım.Yaz tatiline 6 ay vardı ve benim bunu aileme anlatmam 6 ay sürdü.Psikologlar gezdik ama bu bir hastalık değildi ki.Yaz geldiğinde aileme(ya beni böyle kabul edin ya da bir daha gelmeyeyim)sitem ettim.İçimden lütfen gel demelerini umuyordum ve nitekim de öyle oldu.Yol maceralarımı farklı hikayeler şeklinde aktaracağım,eğer isterseniz.Ben bu koskoca 3 yılda 18 yaşımdan daha çok yaşadığımı hissettim.Öyledir ki zaten şu an bu satırları okuyorsunuz.O sıra aklımı kurcalayan 2 şey vardı;döngü ve kapitalizm.Döngü dediğim olay,25 yaşına kadar okuyup kendi dengin birisi ile evlenip,2 çocuk yapıp sadece onlar için çalışmaya başlamaktı ve ortalama 70 yıllık bu Dünya’yı o kadar ciddiye almamaya başladım.Kapitalizm sisteme açıkçası hala karşıyım,çünkü hep zenginler en zengin,fakirler ise en fakir olmaya devam ediyor.Bir de lükslerimizin peşinde koşmak var tabii.Hayatta yemek ve barınmadan başka tüm her şey lükse girer ve baktığımız zaman sadece lükslerimiz için çalıştık.Bu Dünya’da herkese her şey eşit derecede dağıtılsaydı Küba gibi,şu an anarşist değil de daha farklı görüşlerde olabilirdim.Bana nerelisin diye soranlara hep Dünyalıyım diyorum çünkü milliyetçilik olayına da karşıyım.Kavgalar yaratıyor,daha fazla güç için çaba harcanıyor,halkım halkım diye gezen Devlet başkanları kendi egolarını tatmin etmekten başka hiç bir işe yaramıyorlar.1939 yılına kadar herkes istediği yere özgürce seyahat edebiliyormuş.Bu duruma üzgünüm.Benim babam işçi sınıfından olduğu için seyahatimi destekleyecek maddi bir geliri yok.O yüzden yollarda sadece iyi insanlara denk gelerek geçimimi sağlıyorum ve inanın çok mutluyum.Daha fazla kendimi tanıyorum,daha fazla insan tanıyorum ve deneyim kazanıyorum.Dün öğrendiğim şeyleri bugün bir başkasına anlatarak onun da bilinçlenmesini sağlayabiliyorum.Sırtımda kocaman bir çanta,yanında çadır,yanında battaniye,üstte uyku tulumu bir oraya bir buraya geziyorum sadece.Daha önce hiç kitap okumuyorken şu an gün de 50 sayfa kuralım var.Mevlana’nın bir sözü var ya;Dün akıllıydım,Dünya’yı değiştirmek istedim.Bugün bilgeyim,kendimi değiştiriyorum diye.İşte tam olarak bunu gerçekleştiriyorum ve bir doğa anarşisti ve eğlence arayan bir insan olarak karşınızda duruyorum.Öyle ki bana zamanında karşı gelen ailem şu an emekli olup bir an önce karavan alıp yola çıkmayı düşünür oldu.Size çalışmayın demiyorum açıkçası,sadece ihtiyacınız kadar çalışın ve geri kalanını yoksul insanlara bağışlayın.Şimdiler de ben de memleketime dönmüş ve çalışır vaziyetteyim.İlk defa Dünya’ya açılıyorum ve bunun için Hindistan’ı tercih ettim.Bunları hem Youtube,hem burası,hem de İnstagram üzerinden paylaşacağım efendim.Dünya’ya açılıyorum derken,hemen Hindistan’ı gezip geri gelmeyeceğim.En zor şartlar altında Ülkeler değiştirip olabildiğince açık şekilde iyi ve kötü deneyimlerimi size aktaracağım.Bana 1 insan dahi destek çıkarsa bu beni çok mutlu eder açıkçası.Yani yazımın şu noktasında isen zaten benden daha mutlu insan olamaz.Lütfen mazlumun ahını değil sevgisini alın.1980 model araba da,2019 model araba da aynı işlevi görecek,insanlara kendimi beğendireceğim diye uğraşmaktan vazgeç efendim.Sorularınız var ise hepsini cevaplamaya hazırım.Seni bu güne getiren her şeye bir teşekkürü borç bil.

Kalıcı Bağlantılar

Cesedimin başına oturdum bugün.Başladım kitaplardan konuşmaya.Elflerden konuştum,bin bir gece masallarından bahsettim,şiirlerdeki sanatı anlattım ve kendimi kaybedişimi anlattım bu gece.Zorunlu yaşanan hayatlardan bahsettim,kaybettiğim insanları anlattım,tüm Dünya’nın bitişini anlattım.Usulca beni dinlemeye devam ediyordu,gülümseyerek.Bu benim ruhumdu,orada duran sadece bedenim.Birbirimizden çok farklıydık.O gitmek isterdi hep,ben bilirdim ki cehennemin dibine de gitsen yine gittiğin yer sen olacaksın.Yattığı halının üstünü kokusu kaplamış,yanına yattım ve sarıldım.Bu gece tepki verme,sene 1946.Bizi izleyen sadece yorgun bir gramafon.Çalan şarkı Safiye Ayla’dan.Hasretle bu şeb gâh uyudum gâhi uyandım diyor Safiye hanım.Bedenim biraz efkarlanıyor ve kendini parçaya bırakıyor,nede olsa o bunun son şarkısı.Dönüp pencereye uzanıyor ve bir sigara yakıyor.İnsanların acelece koşuşturmasını izliyor,acaba ne düşünüyordu?İkimiz de gerçekten bir fikrin ortağı mıydık?Güneş bedenini yavaş yavaş parçalıyor ve o buna karşı koyamıyor.O artık gidecek ve ruhum hep bu Dünya’da yaşayacak.Bedenim kendini hiç doğru kullanmadı.Gözleri daha güzel şeyler görecek iken,şehir karmaşasında boğulup kayboldu.Belki de Tanrı’nın deneme tahtası bedenimdi.Bir sanatta ya da kitaplarda buluşamadı kimseyle.Kimse onu ciddiye almak istemedi çünkü diğer insanlardan olmadı hiç.Gösterişli hayatlar ile mayasının tutmayacağını bilirdi bizim akıllı.Bedenim gökkuşağı kadar renkli ama kimseyi görmeyecek kadar siyah beyaz olmuştu.Kısır döngülerden de hep nefret etti,şu an bu satırları yazacak kadar da cesaretli ama.O Dünya’yı güzel görüp ölmek istedi ama çoktan zengin insanlar vardı artık.Elindekine sarıl,elindeki tek şey hüzün olmadan.Bedenim daha ölmedi,onu kurtarmak istiyorum.Birlikte ortak düşündükçe bu satırlarda buluşacağız onunla.Yüzünü çevirme bana Ela göz.

Feza’da Kayboluş

Bugün kimin günüydü?Yeryüzü yine küstü bizlere.Yeryüzü yine toprağına kabul etmedi bizi.Yeryüzü yine tahrip etti bizleri.Yeryüzünün bir isteği var aslında,biraz empati.Ama insanlar demirden dil miydi?Yeryüzü hakkında konuşmayı pek sevmem,kıskançtır.Titreten bazı insanlar vardı bizleri.Kitap olarak sadece onları okuduğumuzu bir bilselerdi şu an Satürn daha çok mutlu olabilirdi.Soluma dönüyorum bir duvar,sağıma dönüyorum bir duvar,gerçekten mahvolmuşuz.Bugün de Doğa Ana’nın kollarına kaçamadım,özür dilerim kendimden.Bugün yine yalanlar ile çevrildi duvarlarım.Önüme döndüm ve kitabımı açtım,sonra Dostoyevski’nin bir sözünü gördüm;Aşağılık insanoğlu her şeye alışır dedi.Sustum.Ölüme dahi gidiyorsan beyaz güllerden vazgeçme dediğini bir kez daha fısıldadı kuşlar bana.Bu Dünya’nın yalan olduğunu bile bile aldandık.Neden kendinden vazgeçtin?Gecenin mavisine bak ve mutlu ol.Bugün balıkları izlemeye gider misin?Feza’nın balıkları…Yeryüzünün en geniş ailesi.Siz sandınız ki eko egodur.Ama sen onlarca galaksinin bir tanesinde,bir tane gezegende,bir ülkede,bir şehirde,o şehrin karanlık caddelerinde sigarasını yakan aciz bir insansın sadece.Koridora doğru uzanıyorum ve ölüm beni bekliyor,kendi odamdayım ve zaten ölmüş oluyorum.Gökten bir şeyler yağıyor sanki,bir takım fısıldamalar,evet evet bunu hatırlıyorum.Dediği tek şey yine kendine zarar verme demek oldu.Bir bağ evine kaçmaya karar veriyorum.Ama yine de gidemiyorum,psikolojik hapishanem buna izin vermedi.Ama neyse ki bu sisteme başkaldırmak için keyfim hep yerinde.Sen Tanrı değilsin insan.Sen ruhunun bir parçasısın.Bana güzellik ile değil acı ile bakılmasına ihtiyacım var.Beni biraz anlayın.Bardağımın ardından bir ışık hüzmesi gözlerime doğru yansıyor.Bembeyaz bir melek gibi.Kitaplarım beni çağırıyor,gitmem gerek.Sabahın neşesi ile akarsularını birbirine karıştıracağımız günler çok yakındır.Sen bir ağaç kadar insansın,unutma.Feza hepimizin,buna karşı koyma.İyi zamanlar…

Çok Zekiyim Ya Da Şizofren

Hayatı çok mu toz pembe görüyoruz?Düşünmeden edemiyor insan bir gece daha.Umutlar yıkılıp gitmiş.Yine kitap sayfaları bomboş.Ben ya aptal ya da çok zeki olmalıyım.Tekrardan herkese açık günlüğüme hoş geldin.Bilinçlenmenin de ötesinde şeyler istiyorum.Kendimi bir yola sokmaktan çok,her yolu denemek istiyorum.Sizin gibi iş sahibi olmak kolay değil mi?Herkesin bana hak verdiğini biliyor ve görüyorum.Ama ben hep tek oldum ve tek kaldım.Sanırım benim gibi bir insan bu Dünya’da hiç olmadı zaten.Hiç suçlamadım kendimi,yanlış zamanda Dünya’ya geldim diye.Bir de kendi Dünyan vardı ve bunu değiştirebilirdin ve evet ben bunu başardım.Koskoca Ütopya’da ya çok zekiyim ya da gerçekten bir şizofreniyim.Neydi beni buna iten peki?Tabii ki sizlerdiniz.3 yıldır yolda olmamın ve yeni insanlar ile tanışmamın etkisi büyüktür.Kitapları da söylemeden geçemeyeceğim,kitaplar yolumu çizdiler,insanlar ise o yolda beni doğru ve yanlış bir şekilde sürüklediler.Evet herkese güveniyorum,gerçekten ya çok zekiyim ya da bir şizofren.Ama gerçekliği de görmemek için kendimi alkole de ittim.Bu Dünya bir kitaptır ve gezmeyenler sadece bir sayfasını okumuş gibi olur diyor ya Christopher McCandless,işte gerçeklik bu idi.Lükslerimizi azaltmaz isek bu Dünya daha nasıl daha güzel olabilirdi?Sizin gibi değilim,sizden birisi değilim evet ama içinizdeyim.Beni arşa ulaştıran şey ise meditasyon.Ama yine sizler gibi tonlarca para dökerek yapılan meditasyonlardan değil benim bu yaptığım.Sadece doğada zaman geçirdiğinde dahi meditasyon yapmış oluyorsun zaten.Hep birilerine güzel olacağız diye çabaladık ama yine de kendi etrafımız da dönüp durduk.Evet benim düşüncelerim bu yönde,ya ben çok zekiyim ya da gerçek bir şizofren.Zaman akıp giderken size kendimi aktarmaya ve teşekkür etmeye devam edeceğim.Sen de teşekkür etmeyi unutma.Şimdi bir Camel-Rajaz aç ve arkana yaslan,sonra bir sigara yak ve düşün sadece.Ben sizin gibi milliyetçi de olamadım hiç.Sanırım daha çok etnik ve komün bir hayat istiyorum ama artık çok zor çünkü yeşilliklerimizi yok ettiniz.Dünya hepimizin dedik ama sadece zenginlere kaldı.Ben sizler gibi makamlara da yükselmeyeceğim,makamlara geleceğim diye yöneticilerimin kıçını da yalamayacağım.Gerçekten ya çok zekiyim ya da şizofren.Dert anlatmayı boşver,dert edinme.Fotoğraf değil,mutluluk çekil.Belki gerçek aşkı bulduktan sonra evlenirim.Zaten hep aşık olmak istedim çünkü çoktan yaşayacağım her şeyi yaşadım.Keşke sarkık bir şekilde yaşasaydım diyorum ama.Önümde uzun bir süre olduğunu ve her günü dolu dolu yaşayacağımı hissedebiliyorum ve ben Dünya’ya 2 kişi bakmak istiyorum.Ya çok zekiyim ya da gerçekten şizofren.Kısa bir iç dökmesinden sonra bugünlük satırlarımı bitirmek istiyorum.Saat 01.47 ve sizler gibi olmadığımı tekrarlamak istiyorum.Ya sen benden ol ya da beni hiç bir zaman anlama.

Pink Floyd-Hey You