Hayat Derde Bandı Beni

Her yaz butonuna tıkladığımda bütün her şey bir kenarda kaldı.Bir şeyler kifayetsiz kaldı.Acılarım masanın üzerinde dururken sadece oturup onları izliyorum ve seçmeye çalışıyorum.Pencerem buğulanmış ve buharlaşıp gökyüzüne doğru yükselirken beni izliyorlar.Ne yapmalıydım bu odada,delirmek zorunda mıydım?Mükemmel senfoniler kulağıma takılıyor hep.Boğuk duran her şeyi atıp kendimi mi kandırmalıydım bu odada?Şiirlerin en alası ne olabilirdi ki zaten?Bu hislerin kalbe ve ruha attığı çizik gerçekten derinden etkiliyor insanı.En son nokta da insanın kendini kaybetmesi oluyor.Salaş duran odamda kitapları seyre dalıyorum.Duvarda duran tek bir yazım vardı.Beni bu kanalizasyondan çıkarılacak birilerini hep bekleyeceğim.Sonra aklıma bir şey takılıyor.Ben o kanalizasyondan çıksam dahi artık hep kokusu üstüme sinecekti ve bunu beni kurtaranlara yansıtacaktım.Ama durun unutmuşum,bu kanalizasyon cennet gibi kokuyor.Geceleri unutarak kalp krizi geçiriyorum.Ruhum Ankara’da bir pavyonda gibi,Fas’ta çölün ortasında kalmış gibi,İskoçya’da bir orta çağ kalesinde yaşıyor gibi,ama yaşamaya devam ediyor ya…Aklıma Kemal Sunal geliyor bir anda.Kendinize gelin efendiler,hayatı bırakmayın.Onun saçları gibi beyni de uzundur efendiler,onu hafife de almayın.Beyninde şelaleler aksa da gerçek hayat bir volkan gibi patlamaya devam ediyordu.Şu sıralar bacaklarımdan akan kanları kitaplar ile durdurmaya çalışıyorum fakat damlalar desenli bir betona düşmeye devam ediyor.Aslında bakarsanız bir gram şiirden anlamam ama insan içindeki kurguyu ve yaşantıları dökmeden de edemiyor değil mi?Bir gün ben değiştim ve kendimden de bir daha haber alamadım.

O Kadar Çok Kazanıyorum Ki

Hayatını seçmekte özgürsün.Acını da mutluluğunu da seçmek senin elinde.Belki benim konuşma hakkım yoktur ya da o kadar ciddiye alınmam çünkü her hangi bir vasfım yok.Hayatta seçebildiğimiz ve seçemediğimiz şeyler vardır.Seçemediğimiz şey için hep üzüleceğiz.Acının diğer yüzü gibi yani.Eğer seçebileceğimiz şeyi seçmeyip diğer seçeneği seçseydik yine üzülecektik.Bir insanı acılar büyütmez mi zaten?Ellerimizdeki şeye sarılma vakti geldi.Acılarımız ve mutluluklarımız.Yaş,din,dil,ırk,cinsiyet fark etmeksizin bir insanın büyüme anı yaşadığı mutlu ve acı anlardır.Elbette isteriz acılarımız olmasın fakat o zaman mutluluk nasıl gelecek?Acının olmadığı yer mutluluktur,mutluluğun olmadığı yer ise bir acıdan ibarettir.Bu ikisi soğuk ve sıcak gibi.Birbirine bağımlılar.Ama her şeyden ayıran bir özellikleri var,bize de bağımlılar.Bazı acı anlar vardır ki bir silahtan,bir kılıç darbesinden daha keskin olabilir.Bir insanın acısı da mutluluğu da yüzüne yansıyabiliyor aslında.Savaş biterse,hayat biter,şiirler anlamsızlaşır,tanıştığımız insanlar ve okuduğumuz kitaplar bizlere hiç bir şey öğretmez artık.Ne kadar bir şeylere bağlı olursan ol,acını ve mutluluğunu seçmekte özgürsün.Sonra yıldızlara bak ve hislerini onunla paylaş.Yıldızlar en yol gösterici şeylerdir bana göre.Hiç bitmeyecek ihtiraslı acı ve mutlu günlere…Ne olursa olsun bu sabahların bir anlamı olmalı değil mi?

Benliğim ve Caddeler

Selam.Her gece yazma rutinim tam gaz devam etmekte fakat bazı sorunlar var,beni tanımıyorsunuz ki.Ben 21 yaşında,gençliğinin baharında bir gencim.Ben 3 yıldır düzenli olarak otostop ile geziyorum ve tabiri caizse sokaklarda yatıyorum.Ama size kötü olarak görünmesin bu durum çünkü mutluyum.Bundan 3 yıl önce yol ile tanışmadan önce herkesin olduğu gibi benim de hedeflerim vardı.Yine sıradan bir gün okuldan gelmiş bilgisayarın başına geçmiş haberlere bakıyorken,bir anda bir başlık gördüm.’Otostop ile 78 il gezen kadın’ adı altında bir haberdi bu.Sonra açtım ve tüm makaleyi okudum.O sıralar hem bunlar ile ilgili araştırma yapıyorum,hem de okula gidip geliyordum.Hedefim tıptı ve eğer sınava girseydim başarabilirdim muhtemelen.Ama yaz geldiğinde ben yola çıktım.Yaz tatiline 6 ay vardı ve benim bunu aileme anlatmam 6 ay sürdü.Psikologlar gezdik ama bu bir hastalık değildi ki.Yaz geldiğinde aileme(ya beni böyle kabul edin ya da bir daha gelmeyeyim)sitem ettim.İçimden lütfen gel demelerini umuyordum ve nitekim de öyle oldu.Yol maceralarımı farklı hikayeler şeklinde aktaracağım,eğer isterseniz.Ben bu koskoca 3 yılda 18 yaşımdan daha çok yaşadığımı hissettim.Öyledir ki zaten şu an bu satırları okuyorsunuz.O sıra aklımı kurcalayan 2 şey vardı;döngü ve kapitalizm.Döngü dediğim olay,25 yaşına kadar okuyup kendi dengin birisi ile evlenip,2 çocuk yapıp sadece onlar için çalışmaya başlamaktı ve ortalama 70 yıllık bu Dünya’yı o kadar ciddiye almamaya başladım.Kapitalizm sisteme açıkçası hala karşıyım,çünkü hep zenginler en zengin,fakirler ise en fakir olmaya devam ediyor.Bir de lükslerimizin peşinde koşmak var tabii.Hayatta yemek ve barınmadan başka tüm her şey lükse girer ve baktığımız zaman sadece lükslerimiz için çalıştık.Bu Dünya’da herkese her şey eşit derecede dağıtılsaydı Küba gibi,şu an anarşist değil de daha farklı görüşlerde olabilirdim.Bana nerelisin diye soranlara hep Dünyalıyım diyorum çünkü milliyetçilik olayına da karşıyım.Kavgalar yaratıyor,daha fazla güç için çaba harcanıyor,halkım halkım diye gezen Devlet başkanları kendi egolarını tatmin etmekten başka hiç bir işe yaramıyorlar.1939 yılına kadar herkes istediği yere özgürce seyahat edebiliyormuş.Bu duruma üzgünüm.Benim babam işçi sınıfından olduğu için seyahatimi destekleyecek maddi bir geliri yok.O yüzden yollarda sadece iyi insanlara denk gelerek geçimimi sağlıyorum ve inanın çok mutluyum.Daha fazla kendimi tanıyorum,daha fazla insan tanıyorum ve deneyim kazanıyorum.Dün öğrendiğim şeyleri bugün bir başkasına anlatarak onun da bilinçlenmesini sağlayabiliyorum.Sırtımda kocaman bir çanta,yanında çadır,yanında battaniye,üstte uyku tulumu bir oraya bir buraya geziyorum sadece.Daha önce hiç kitap okumuyorken şu an gün de 50 sayfa kuralım var.Mevlana’nın bir sözü var ya;Dün akıllıydım,Dünya’yı değiştirmek istedim.Bugün bilgeyim,kendimi değiştiriyorum diye.İşte tam olarak bunu gerçekleştiriyorum ve bir doğa anarşisti ve eğlence arayan bir insan olarak karşınızda duruyorum.Öyle ki bana zamanında karşı gelen ailem şu an emekli olup bir an önce karavan alıp yola çıkmayı düşünür oldu.Size çalışmayın demiyorum açıkçası,sadece ihtiyacınız kadar çalışın ve geri kalanını yoksul insanlara bağışlayın.Şimdiler de ben de memleketime dönmüş ve çalışır vaziyetteyim.İlk defa Dünya’ya açılıyorum ve bunun için Hindistan’ı tercih ettim.Bunları hem Youtube,hem burası,hem de İnstagram üzerinden paylaşacağım efendim.Dünya’ya açılıyorum derken,hemen Hindistan’ı gezip geri gelmeyeceğim.En zor şartlar altında Ülkeler değiştirip olabildiğince açık şekilde iyi ve kötü deneyimlerimi size aktaracağım.Bana 1 insan dahi destek çıkarsa bu beni çok mutlu eder açıkçası.Yani yazımın şu noktasında isen zaten benden daha mutlu insan olamaz.Lütfen mazlumun ahını değil sevgisini alın.1980 model araba da,2019 model araba da aynı işlevi görecek,insanlara kendimi beğendireceğim diye uğraşmaktan vazgeç efendim.Sorularınız var ise hepsini cevaplamaya hazırım.Seni bu güne getiren her şeye bir teşekkürü borç bil.

Kalıcı Bağlantılar

Cesedimin başına oturdum bugün.Başladım kitaplardan konuşmaya.Elflerden konuştum,bin bir gece masallarından bahsettim,şiirlerdeki sanatı anlattım ve kendimi kaybedişimi anlattım bu gece.Zorunlu yaşanan hayatlardan bahsettim,kaybettiğim insanları anlattım,tüm Dünya’nın bitişini anlattım.Usulca beni dinlemeye devam ediyordu,gülümseyerek.Bu benim ruhumdu,orada duran sadece bedenim.Birbirimizden çok farklıydık.O gitmek isterdi hep,ben bilirdim ki cehennemin dibine de gitsen yine gittiğin yer sen olacaksın.Yattığı halının üstünü kokusu kaplamış,yanına yattım ve sarıldım.Bu gece tepki verme,sene 1946.Bizi izleyen sadece yorgun bir gramafon.Çalan şarkı Safiye Ayla’dan.Hasretle bu şeb gâh uyudum gâhi uyandım diyor Safiye hanım.Bedenim biraz efkarlanıyor ve kendini parçaya bırakıyor,nede olsa o bunun son şarkısı.Dönüp pencereye uzanıyor ve bir sigara yakıyor.İnsanların acelece koşuşturmasını izliyor,acaba ne düşünüyordu?İkimiz de gerçekten bir fikrin ortağı mıydık?Güneş bedenini yavaş yavaş parçalıyor ve o buna karşı koyamıyor.O artık gidecek ve ruhum hep bu Dünya’da yaşayacak.Bedenim kendini hiç doğru kullanmadı.Gözleri daha güzel şeyler görecek iken,şehir karmaşasında boğulup kayboldu.Belki de Tanrı’nın deneme tahtası bedenimdi.Bir sanatta ya da kitaplarda buluşamadı kimseyle.Kimse onu ciddiye almak istemedi çünkü diğer insanlardan olmadı hiç.Gösterişli hayatlar ile mayasının tutmayacağını bilirdi bizim akıllı.Bedenim gökkuşağı kadar renkli ama kimseyi görmeyecek kadar siyah beyaz olmuştu.Kısır döngülerden de hep nefret etti,şu an bu satırları yazacak kadar da cesaretli ama.O Dünya’yı güzel görüp ölmek istedi ama çoktan zengin insanlar vardı artık.Elindekine sarıl,elindeki tek şey hüzün olmadan.Bedenim daha ölmedi,onu kurtarmak istiyorum.Birlikte ortak düşündükçe bu satırlarda buluşacağız onunla.Yüzünü çevirme bana Ela göz.

Feza’da Kayboluş

Bugün kimin günüydü?Yeryüzü yine küstü bizlere.Yeryüzü yine toprağına kabul etmedi bizi.Yeryüzü yine tahrip etti bizleri.Yeryüzünün bir isteği var aslında,biraz empati.Ama insanlar demirden dil miydi?Yeryüzü hakkında konuşmayı pek sevmem,kıskançtır.Titreten bazı insanlar vardı bizleri.Kitap olarak sadece onları okuduğumuzu bir bilselerdi şu an Satürn daha çok mutlu olabilirdi.Soluma dönüyorum bir duvar,sağıma dönüyorum bir duvar,gerçekten mahvolmuşuz.Bugün de Doğa Ana’nın kollarına kaçamadım,özür dilerim kendimden.Bugün yine yalanlar ile çevrildi duvarlarım.Önüme döndüm ve kitabımı açtım,sonra Dostoyevski’nin bir sözünü gördüm;Aşağılık insanoğlu her şeye alışır dedi.Sustum.Ölüme dahi gidiyorsan beyaz güllerden vazgeçme dediğini bir kez daha fısıldadı kuşlar bana.Bu Dünya’nın yalan olduğunu bile bile aldandık.Neden kendinden vazgeçtin?Gecenin mavisine bak ve mutlu ol.Bugün balıkları izlemeye gider misin?Feza’nın balıkları…Yeryüzünün en geniş ailesi.Siz sandınız ki eko egodur.Ama sen onlarca galaksinin bir tanesinde,bir tane gezegende,bir ülkede,bir şehirde,o şehrin karanlık caddelerinde sigarasını yakan aciz bir insansın sadece.Koridora doğru uzanıyorum ve ölüm beni bekliyor,kendi odamdayım ve zaten ölmüş oluyorum.Gökten bir şeyler yağıyor sanki,bir takım fısıldamalar,evet evet bunu hatırlıyorum.Dediği tek şey yine kendine zarar verme demek oldu.Bir bağ evine kaçmaya karar veriyorum.Ama yine de gidemiyorum,psikolojik hapishanem buna izin vermedi.Ama neyse ki bu sisteme başkaldırmak için keyfim hep yerinde.Sen Tanrı değilsin insan.Sen ruhunun bir parçasısın.Bana güzellik ile değil acı ile bakılmasına ihtiyacım var.Beni biraz anlayın.Bardağımın ardından bir ışık hüzmesi gözlerime doğru yansıyor.Bembeyaz bir melek gibi.Kitaplarım beni çağırıyor,gitmem gerek.Sabahın neşesi ile akarsularını birbirine karıştıracağımız günler çok yakındır.Sen bir ağaç kadar insansın,unutma.Feza hepimizin,buna karşı koyma.İyi zamanlar…

Çok Zekiyim Ya Da Şizofren

Hayatı çok mu toz pembe görüyoruz?Düşünmeden edemiyor insan bir gece daha.Umutlar yıkılıp gitmiş.Yine kitap sayfaları bomboş.Ben ya aptal ya da çok zeki olmalıyım.Tekrardan herkese açık günlüğüme hoş geldin.Bilinçlenmenin de ötesinde şeyler istiyorum.Kendimi bir yola sokmaktan çok,her yolu denemek istiyorum.Sizin gibi iş sahibi olmak kolay değil mi?Herkesin bana hak verdiğini biliyor ve görüyorum.Ama ben hep tek oldum ve tek kaldım.Sanırım benim gibi bir insan bu Dünya’da hiç olmadı zaten.Hiç suçlamadım kendimi,yanlış zamanda Dünya’ya geldim diye.Bir de kendi Dünyan vardı ve bunu değiştirebilirdin ve evet ben bunu başardım.Koskoca Ütopya’da ya çok zekiyim ya da gerçekten bir şizofreniyim.Neydi beni buna iten peki?Tabii ki sizlerdiniz.3 yıldır yolda olmamın ve yeni insanlar ile tanışmamın etkisi büyüktür.Kitapları da söylemeden geçemeyeceğim,kitaplar yolumu çizdiler,insanlar ise o yolda beni doğru ve yanlış bir şekilde sürüklediler.Evet herkese güveniyorum,gerçekten ya çok zekiyim ya da bir şizofren.Ama gerçekliği de görmemek için kendimi alkole de ittim.Bu Dünya bir kitaptır ve gezmeyenler sadece bir sayfasını okumuş gibi olur diyor ya Christopher McCandless,işte gerçeklik bu idi.Lükslerimizi azaltmaz isek bu Dünya daha nasıl daha güzel olabilirdi?Sizin gibi değilim,sizden birisi değilim evet ama içinizdeyim.Beni arşa ulaştıran şey ise meditasyon.Ama yine sizler gibi tonlarca para dökerek yapılan meditasyonlardan değil benim bu yaptığım.Sadece doğada zaman geçirdiğinde dahi meditasyon yapmış oluyorsun zaten.Hep birilerine güzel olacağız diye çabaladık ama yine de kendi etrafımız da dönüp durduk.Evet benim düşüncelerim bu yönde,ya ben çok zekiyim ya da gerçek bir şizofren.Zaman akıp giderken size kendimi aktarmaya ve teşekkür etmeye devam edeceğim.Sen de teşekkür etmeyi unutma.Şimdi bir Camel-Rajaz aç ve arkana yaslan,sonra bir sigara yak ve düşün sadece.Ben sizin gibi milliyetçi de olamadım hiç.Sanırım daha çok etnik ve komün bir hayat istiyorum ama artık çok zor çünkü yeşilliklerimizi yok ettiniz.Dünya hepimizin dedik ama sadece zenginlere kaldı.Ben sizler gibi makamlara da yükselmeyeceğim,makamlara geleceğim diye yöneticilerimin kıçını da yalamayacağım.Gerçekten ya çok zekiyim ya da şizofren.Dert anlatmayı boşver,dert edinme.Fotoğraf değil,mutluluk çekil.Belki gerçek aşkı bulduktan sonra evlenirim.Zaten hep aşık olmak istedim çünkü çoktan yaşayacağım her şeyi yaşadım.Keşke sarkık bir şekilde yaşasaydım diyorum ama.Önümde uzun bir süre olduğunu ve her günü dolu dolu yaşayacağımı hissedebiliyorum ve ben Dünya’ya 2 kişi bakmak istiyorum.Ya çok zekiyim ya da gerçekten şizofren.Kısa bir iç dökmesinden sonra bugünlük satırlarımı bitirmek istiyorum.Saat 01.47 ve sizler gibi olmadığımı tekrarlamak istiyorum.Ya sen benden ol ya da beni hiç bir zaman anlama.

Pink Floyd-Hey You

Fedakarlığın Doruk Noktaları

Aşk diyince 2 şey düşünürüz genelde.Aşk merhamet ve ilgiden mi ibarettir?Çocukluktan başlayıp,asıl sınavının olduğu şeydir,aşk.Ne güzel değil mi,bir yolda 2 kişisin.Erkeğin ilgisi ve kadının merhameti birlikte olunca nasıl da mükemmel hikayeler ortaya çıkıyor.Yüzyıllardır savaşın durdurduğu tek şey,aşk.Her şeyin kurtarıcısı olduğuna inandığım,aşk.Ama aşk neden bir anda basit bir şey oldu ve neden herkes aşık?Kitaplar bitmez,yollar bitmez,sigaralar tükenmez ve senin tek düşündüğün şeydir,aşk.Bir gün mutlaka o hisse sahip olacağını düşünürsün ve aşık olduğunda Tanrı duyguların,heyecanların,korkuların,hüzünlerin,mutluluğun,şiirlerin hep bir noktaya doğru eğilir.Gecenin karanlığında yolda yürüyorsun,sigaranı yakmışsın ve gökyüzüne doğru umutla bakıyorsun,işte aşk bu;Umut.Bir kuşun ötüşü gibi,doğanın yeşilliği gibi,bir anda en kötü hislerin ve görüntülerin güzelleştiği şey,aşk.Ağlamayı bırakma,kendini özgür bırak.Kendine bir hayat sağla ve aşık ol.Şu sıralar aşkın yönünü değiştirdiler gibi ama,çünkü aşkın özgürlük değil zulüm olduğunu göz önüne getirdiler.Ama sen değil miydin aşık olduğunda çocuklar gibi oradan oraya koşan?Aşk nasıl bir şey ki şu an bana bu satırları yazdırıyor.Bunca kaosun ortasında sevişmek kadar güzel bir şey var mı?Biliyorum burada aşkı anlatmaya çalışsam satırlar,sayfalar,fotoğraflar,kitaplar,şarkılar,hisler bitmez,bitmeyecek.Sevdiğinin kulağına eğil ve nağmelerini ona dök.Sen aşık olduğun ile güzelsin,aşık ol.Aşk büyüsüne kapılma vakti geldi.