Fedakarlığın Doruk Noktaları

Aşk diyince 2 şey düşünürüz genelde.Aşk merhamet ve ilgiden mi ibarettir?Çocukluktan başlayıp,asıl sınavının olduğu şeydir,aşk.Ne güzel değil mi,bir yolda 2 kişisin.Erkeğin ilgisi ve kadının merhameti birlikte olunca nasıl da mükemmel hikayeler ortaya çıkıyor.Yüzyıllardır savaşın durdurduğu tek şey,aşk.Her şeyin kurtarıcısı olduğuna inandığım,aşk.Ama aşk neden bir anda basit bir şey oldu ve neden herkes aşık?Kitaplar bitmez,yollar bitmez,sigaralar tükenmez ve senin tek düşündüğün şeydir,aşk.Bir gün mutlaka o hisse sahip olacağını düşünürsün ve aşık olduğunda Tanrı duyguların,heyecanların,korkuların,hüzünlerin,mutluluğun,şiirlerin hep bir noktaya doğru eğilir.Gecenin karanlığında yolda yürüyorsun,sigaranı yakmışsın ve gökyüzüne doğru umutla bakıyorsun,işte aşk bu;Umut.Bir kuşun ötüşü gibi,doğanın yeşilliği gibi,bir anda en kötü hislerin ve görüntülerin güzelleştiği şey,aşk.Ağlamayı bırakma,kendini özgür bırak.Kendine bir hayat sağla ve aşık ol.Şu sıralar aşkın yönünü değiştirdiler gibi ama,çünkü aşkın özgürlük değil zulüm olduğunu göz önüne getirdiler.Ama sen değil miydin aşık olduğunda çocuklar gibi oradan oraya koşan?Aşk nasıl bir şey ki şu an bana bu satırları yazdırıyor.Bunca kaosun ortasında sevişmek kadar güzel bir şey var mı?Biliyorum burada aşkı anlatmaya çalışsam satırlar,sayfalar,fotoğraflar,kitaplar,şarkılar,hisler bitmez,bitmeyecek.Sevdiğinin kulağına eğil ve nağmelerini ona dök.Sen aşık olduğun ile güzelsin,aşık ol.Aşk büyüsüne kapılma vakti geldi.

Doğa Ana’ya İhtiyacımız Var

Bugün yine birazcık daha yapmacık oldun.Gereğinden fazla kafaya taktın.Önceliklerin hep yanlış oldu.Dost istemiştin ama artık o da yapmacık bir şeyden ibaretti.Bir sigara daha yaktın ve düşünmeye başladın.Dur dur,bunların kötü olduğunu söylemiyorum ben,sana diyeceğim şey iyi ki yapmışsın bunların hepsini.Ne kadar istesek de hiç bir zaman genel olarak hedeflerimize ulaşamıyoruz.Ama sen bunun farkına varıp artık fedakarlık göstermelisin.Maddiyat uğruna maneviyatından vazgeçme.Vazgeçtiğin an zaten sürünün bir parçası olmaya devam edeceksin.510.100.000km karelik bu Dünya hepimizin.Kurallar,engeller,zincirler olmadan yoluna devam et.Kendi içinde bir anarşizm yarat.Bu Dünya eğlence için varsa sadece eğlenmene bak.Sen sensin.Sadece kendi önünü görmelisin.Bir insan gelip bir insan gidecek.Bir eşyanı kaybedeceksin.Senin evin diyeceğin şey dört duvar değil,senin ruhundur.Ruhunla savaş vermekten vazgeç.21.yüzyıl icadı olan narsist,anksiyete,stres,depresyon gibi şeyler sana bulaşmamalı.Bir gün kendini öyle bir konum da hisset ki kimseler sana yaklaşmasın,sen onlar için alçal.Kitap okumaktan sakın vazgeçme.Belirlenmiş ve sana her ay ödenen paralardan uzak dur.Sınırını koruyan şey her ne ise onu uzaklaştır.İnsanlara özenmekten ve insanlara kendini beğendirmekten de vazgeç.Apaçık buraya yazıyorum,daha neyini anlamadın?Ömrüne ömür katmak ve erken yaşlanmak istemiyorsan bunları yap.Bir süreden sonra ruhunun ve bedenin çürümesine izin verme.Cesaret kazanmalısın.Özgürlük cesaret ile gelecek.Unutma ki ‘Doğada Pazartesi yoktur’bunları lütfen dikkate al.Ben,sen,biz ve tüm Dünya geleceği için bunlar gerçekten önemli.Uyumadan önce teşekkür etmeyi unutma.Başına ne hal gelirse gelsin doğaya kaç.Doğanın tek kurtarıcımız olduğunu unutma.

1969 Woodstock Günlükleri

Selam Woodstock.Yıl 1969 falan olmalı.İşte Abbie Hoffman,bir Tanrı gibi.Herkesin kalbinde olup biten bir tek şey vardı;özgürlük.Naturalism,Nudism,Kapitalism gibi olgulara bakmadan önüne ilerleyen Woodstock.Bugün neden bundan bahsediyorum biliyor musun,Woodstock gerçekten bir öncü.Zamanın ilk Hippileri gerçek bir akım başlatmıştı ve 21.yüzyıla geldiğimiz de dahi bu akım devam etmektedir.Hiç bir şeyi umursamadan,esrarlarını yakıp üstüne asit atıp tripten tribe koşan gençler.Gençler dediğime bakmayın,yaşlısı da genci de bunun içerisinde aslında ama gerçekten herkes özgür ve genç.Belki kötü yanları da vardır ama size göre kötü yanları,işinize gelmeyen bir kaç noktadan ibaret.Bir Woodstock festivaline karar veriliyor.Tahminen 25-30 bin aralığında bir katılım bekleniyor ama bu rakamlar hiç beklenmedik seviyeye çıkıyor.Ortalama 500-600 bin kişinin katılımı ile kurtuluşun yolu başlıyor.Sonra sahneye Jimi Hendrix çıkıyor ve ortalığı gerçekten kasıp kavuruyor.Festival yolunun 8 km ötesinde trafik sıkışmış duruma geliyor ve insanlar Vosvos arabalarından inip yürümeye başlıyorlar.Düşünceler cinsellik değil,düşünceler bambaşka boyutlara doğru yol almış durumda aslında.İşte hippilik kavramı da burada başlıyor.Hiç bir hippinin kendinisini hippi olarak kabul etmediği gibi bunun ruhlarında olduklarından haberdarlar.Aslında herkes biraz hippidir sanıyorum,herkesin kaçış noktası bir hippilikten ibarettir.Sen de demişsindir,karavanımı alsam da yollara düşsem diye,evet evet bunu inkar etmemelisin kesinlike bunu söyledin.Bunu biraz daha araştırmaya ne dersin?Borçlarından,iş yükünden,okulundan,geleciğinden,eşyalarından,değer verdiğin her şeyi bir kenara bırakıp,içine bir ukte olarak bunu yerleştir.70 yıllık yaşamında kendine ve özgürlüğüne değer ver.Ailenin ve çevrenin senden istediği belli başlı şeyler vardır.Bunları bir kenara bırakıp kendini düşün.Bir süre sonra yine yalnız kalacaksın.Unutma ki sen bir elmas kadar değerlisin.Kalbin,ruhun ve bütün organların sana ait.Herşeyini paylaşacaksın ama yine de en değerli şeyin ‘sen’ olduğunu unutmamalısın güzel dostum.Yazımı buraya kadar okuduysan eğer bir şeyler değişmeye başlamıştır zaten değil mi?Hayatın hep rengarenk olsun.Ruhun da,hayatın da hep bir rengin parçası olsun.Kendinin farkına zaten varacaksın.

Gece Karanlığı Nasıl Mı?

Yazmak istediğim yırtılmış kağıt parçaları oldu ama hep bir düşündüm.Bunca milyar yıllık olan samimiyetleri düşündüm.Bunca yıldır gerçekten varoluşsal sebeplerimizi mi gerçekleştiriyoruz,diye soruyor insan açıkçası.Bize yön veren şey neydi?Gerçek yaşamlardan kaçmak için illa uyuşturucu mu içmeliydik,ya da aşık mı olmalıydık?Aşık olduğumuzda da,uyuşturucu kullandığımızda da,aslında kendimizi tanırız.Kendimizin bir Cennet bahçesi olduğunu ve o bahçede ne kadar güzel çiçekler olduğunu şu an da keşfettik.Yaşamın veya hayatın bize vermiş olduğu kimliklerden neden hep kaçtık?Bize yön veren şeylerin aslında pek iç açıcı şeyler olmadığını biliyoruz oysa ki.Bir şeylere daha değinmek istiyorum.Biz,gerçekten bir şeylere bağımlı mı kalmak zorundaydık?Bir insana,bir dine,bir algıya,bir düşünceye ya da milyonlarca olasılıktan hep bir tanesini tercih ettik.Geçmişine dönüp bunlara bağımlı kaldığı için de üzülen bir takım insanlar görebiliyoruz.Geçmişin de yaşadığın mutlu anlar da,üzüntülü anlar da aslında hep birer öğretici olmuştur.Geceleri sakin kafayla düşünüp bir menkıbenin olduğunun farkına varmalısın,yoksa hayatın ruhsal çöküşlerin eşiğindedir.Ben sırf yalnız hissetmemek adına bu yazılarımı sizinle paylaşmaya başladım ve uyandığınızı görmek istiyorum.Elbette inandıramayacağımız gerçekler olacaktır ama bunlar sadece senin içinde imkansız olan şeylerdir.Yıldızlar ne kadar güzel değil mi?Yahut artık her yer yapay ışık olduğu için göremiyoruz da.Kitaplarımızın başucunda,suyumuzun başucunda,bitmek bilmeyecek dertlerimizin başucunda ve bize bu Dünya’yı lutüf eden kimseler adına,bir teşekkür bırak.Sana öğreten ve ölene kadar yanında olacak olan hislerine bir teşekkür bırak.Bu gece yıldızları izle ve geçmişine bir bak,sonra yine teşekkür et.Ölene kadar öğreneceğin şeyler için de hayatında olan soyut ve somut her şeye teşekkür et.

Kendime ve Sizlere Bir Not

  • Kendime ve size bir not.
    Birkaç gündür düşündüğüm şey ; zaten kısacık olan ömrümüzü yiyip bitiren şeyler. Beslediğimiz tüm olumsuzluklar. Bizi yücelttiğini sandığımız devirici hisler. Bizden giden her yeni günde bizi ağırlaştıran şeyler. Farkında olmadan yük edindiğimiz duygular. Gurur ve kibir arasındaki ince çizgi. Kin – öfke ve nefret arasındaki samimi ilişki. Dozunu kaçırdığımız her pis duygunun zihnimizde oluşturduğu ağırlık. Yüklendiğimiz kirliliklerin bizden çaldığı zaman. Beynimizdeki örümcek ağları. Affetmemek, affedilmez sanmak kendini, yanındakini, uzağındakini. Hep bir diğerine muhtaçken neden burnun havadadır hep kibrinden? Ne haddinedir kin, nefret, öfke? Kabul et muhtaçsın, çekme aşağı kendini. Arın, hafifle. Barış! Önce kendinle, sonra yanındakiyle, uzağındakiyle, affedemediğinle. Kendine eziyet etme. Burdaysan hakkını ver yaşamanın. Evrende ne kadar küçük ve aciz olduğunu düşün, sonra çokça şeyi değiştirebilmek için gereken o gücün yine sende olduğunu! Hisset, düşün ve adım at..

SALVATOR

Norveç’in Issız Aurora Dansı ve Hindistan’ın Kayıp Tapınakları

Bazı yüceltilmiş şeyler vardır.Bu herkese göre değişkenlik gösterebilir.Belki sen gitmek isteyipte gidemediğin,görmek isteyipte göremediğin şeylerini hayalini kuruyorsun hâlâ.Ufkumuz ne kadar açılmak isterse o kadar daraldı aslında.Bir duvarı yıktık diğeri geldi,diğerini yıktık bir diğeri… Bu sürekli uzayacak bir liste miydi, yoksa bunlardan kaçmak mı gerekiyordu?Ya da bir kaçak olup duvarlara sırtımızı mı dönmeliydik?Ya da sadece Kürk Mantolu Madonna gibi sadece o duvarları izlemeli miydik?Peki neden o duvarı hem başarı ile yıkıp hem de mükemmel şekilde gülmeye devam eden insanları gözümüzde bu kadar yüceltiyoruz?Belki de bu soruları gerçekten yalnız insanlara sormalıyız.Ya da zaman akıp giderken bunlara hiç vakit harcamadan bir köşede ölmeyi beklemeliydik.Sahi neydi hayat?Toprak Ana’nın sahip olduğu şu evrene dön bir bak,seni ne mutlu edecek?Sabahtan akşama kadar çalışıp bir parça lüks şeyler ile eve dönmek ise kapatın.Kapatın derken bu yazımı değil,hayatınızı kapatın.Bizler hiç baş kaldırmadan,hiç bir şey söylemeden,geniş kitleler ile yaşamaktan memnun durumdayız.Peki gerçekten varoluşsal sebebimiz çalışmak mı,yoksa zamanın behrine kapılıp gitmek mi?Hepimizin bir ‘karat’ olduğunu unutmayalım.Karat derken,hepimizin değerli olduğu gerçeğini değiştirmemeliyiz.Sadece kendin için iyi şeyler yapmaya bak lütfen,daha sonra,öncelikle kendine ve daha sonra da çevrene gerçekten iyi geldiğini görebileceksin.Ya da yaptığın işi tam manası ile yapabileceksin.Her şeyden önce kendini unutmayacaksın.

-Salvator