Belki Yeniden Karşıma Çıkarsın

Aynı yollara hoş geldiniz.Bugün size bir hikaye anlatmak istiyorum.Zamanın behrinde bir adam yaşarmış.Bu adamın 2 tane küpü varmış ve o küpler ile sürekli bahçesinde ki çiçeklere dereden su taşırmış.Küplerden bir tanesi sağlammış,bir tanesi de kırıkmış ve kırık küp bu duruma üzülürmüş.Bu bir süre daha böyle devam etmiş.Kırık küp dayanamayıp en son sahibine bu durumu iletmiş,sana faydam dokunmuyor diye.Ertesi gün adam kırık olan küpe geçtiği yolları göstermiş.Yolun kenarında çiçekler,böcekler ve yeşilin her tonu varmış.Kendini önemsiz görme,bak bu senin yarattığın Dünya demiş adam.Demem odur ki insanoğlu,hiç kimse değersiz değildir.Din,Millet,Görüş,Fikirler demeden her insandan bir şeyler kapmamız gerekiyor.Çünkü Dünya başka türlü çekilmiyor.Birileriyle tanışmadan önce,onlarında kendi içlerinde ufak bir Dünya barındırdığını unutmayınız ve bazen bambaşka farklılıklar birbirimizin birleşmesi için en doğru şey olabiliyor.Şunu da unutma ki;Sana en uzak yer aslında sırtındır.O yüzden bir şeyi çok yakın görürken,çok da uzak olduğunu aklından çıkarma.Hayatınıza yeni ufuklar açmaktan çekinmeyin.Rutine bağlayan her şeyin çok sıkıcı olduğunu unutmayın.Bugün seni bekleyen insanlara şans ver.O gece seviyormuş gibi davran,zamanla belki seversin.Tozlu raflardan bir sigara çıkar ve yak.Yağmur yağdığında dışarı çık ve eğlen.Bir bara git ve bir bira iç.Daha sayısız şey senin için bir ilk.Bugün eşini al ve karşısına geçip konuş mesela.Ellerini izle ve onunla neler yapabileceğinin farkına var.Aynada ruhuna bak ve seninle aynı ruhu paylaşan insanlar olduğunu unutma.Onlarla tanışmayı dene mesela.Üşenmekten başka ne yapıyorsun ki?Bayramı beklemeden kendine bayram yarat.Bugün,yarını düşünmeden sarhoş ol.Rutinlik değil,anı biriktir.Sahi ben kimlerle anı biriktireceğim?

Her Biri Yıldız,Kendi Halinde

Artık ağaçlar dahi konuşmaya başladı,sen neden susuyorsun güzel insan?Neden şiirlerin içerisinde kendini bulmuyorsun?Kış gelmiş ve sanki ölüyor gibiyiz.Bir kadeh şarap alıp hiç kitap okudun mu?Yorgunluktan neden kendine vakit ayırmadın?Duygularını hep anlatmakla geçirdin ama bunlar hep başkalarının duygularıydı.Kendi duyguların ne olacaktı?Bu zamanda kim kimi önemsiyor ki?Sosyal medyanın narsist taraflarını kendimize aşılamakla meşgulüz.Yazdıklarım bir şefkat gibi…Yüreği pespembe olan okurlarım,sözlerin en güzeli size gelsin efendim.Artık duygu yaşamayalı uzun zaman oluyor.Cennet gibi kokan bahçeler yok,anlamlı gelen kitaplar ve şarkılar yok,psikoloji hapishanesinde yaşayacak bir an yok.Sadece boşluktayım.Benim anlamlarım bir yeşil kadardı belki.Penceremin buğusundan izlediğim soğuk sarılmalar gibiydi.Birbirimizi Tanrı’ya emanet edişimiz gibiydi hep…Korkularımızın en büyük sebebi gibiydi.Bir gün barlar sokağında yürürken o güzel Mandala dövmeli siyah saçlı kadını görmek gibiydi.Dam meydanında ot içmek gibiydi.Çatılarda buzların eriyip baharı müjdeleyen kuşlar gibiydi.Bir sokağın başında karşılıklı gülüp biraları yudumlamak gibiydi.Ormanda çadır atıp hep sevişmek gibiydi.Yanında uyumak gibiydi.Gecenin bu saatinde bu satırları yazmak gibiydi.Yine hep acılar ve mutluluklar ile buluştuk.Tüylerimiz diken diken oldu ve bir an boşluğa düştük.Şimdi çantamızı alıp kaçmalı mıydık,yoksa sessizce ağlamalı mıydık?Ya da bir ‘Yol’a Düş’ şarkısı açıp onu mu düşünmeliydik?Güneşin doğmasını beklerken penceremdeki ağaçlar çıtırdıyor.Git diyor ben yalnız bir varlığım ama sen yalnız olamazsın ey insan!Hiç bir zaman büyüdük diyemeyeceğiz.Olsak olsak büyük bir çocuk olarak kalacağız hep.Umarım o çocuk hep buralarda bir yerlerde olur,çünkü Dünya’nın yaşama sebebi budur.Kulaklarım tıkalı bu gece,hiç bir şeyi duyamayacak kadar sağırım.Aslında tozlar kadar ağır olduğumuzu fark ediyorum bir anda,eğik eğik süzülen ve kulağıma doğru fısıldayanlar bir şey anlam ifade etmiyor artık.Bir kadın bahçemizde opera yapıyorken kulaklarımı bir anda açıyorum.Bu güzel sesi dinlememek ne mana?Tekrar yazmaya dönüyorum ve her seferinde intihar notu gibi gözüken yazılarıma devam ediyorum.Kendimi aramaya çalıştığımı unutmayın sakın.Ne sonsuz mutluluk,ne de sonsuz acı isterim ben.Orta çağ kalelerinde zamanla uğruyorum şu sıralar.Çayırda dolaşan Orklar ve bana selam veren şirinler geziniyorlar etrafta.Burada ki duygulara ve aidiyet hissine aşina olup bir anda kendimi Andromeda çağına ışınlıyorum ve insanlar robotlar ile aşk yaşamaya başlamışlar bile.Belki de o zamana Dünya kalmaz bilemeyiz ama mecazi de olsa bitirmeden bitiremeyiz.O yüzden bu güzel duyguları ve insanlara olan şükranlarını unutma,egolu olmaktan vazgeçip karşındaki insanları kendine denk olarak gör,çünkü ne bir fazlayız ne de bir eksik.

O Kadar Çok Kazanıyorum Ki

Hayatını seçmekte özgürsün.Acını da mutluluğunu da seçmek senin elinde.Belki benim konuşma hakkım yoktur ya da o kadar ciddiye alınmam çünkü her hangi bir vasfım yok.Hayatta seçebildiğimiz ve seçemediğimiz şeyler vardır.Seçemediğimiz şey için hep üzüleceğiz.Acının diğer yüzü gibi yani.Eğer seçebileceğimiz şeyi seçmeyip diğer seçeneği seçseydik yine üzülecektik.Bir insanı acılar büyütmez mi zaten?Ellerimizdeki şeye sarılma vakti geldi.Acılarımız ve mutluluklarımız.Yaş,din,dil,ırk,cinsiyet fark etmeksizin bir insanın büyüme anı yaşadığı mutlu ve acı anlardır.Elbette isteriz acılarımız olmasın fakat o zaman mutluluk nasıl gelecek?Acının olmadığı yer mutluluktur,mutluluğun olmadığı yer ise bir acıdan ibarettir.Bu ikisi soğuk ve sıcak gibi.Birbirine bağımlılar.Ama her şeyden ayıran bir özellikleri var,bize de bağımlılar.Bazı acı anlar vardır ki bir silahtan,bir kılıç darbesinden daha keskin olabilir.Bir insanın acısı da mutluluğu da yüzüne yansıyabiliyor aslında.Savaş biterse,hayat biter,şiirler anlamsızlaşır,tanıştığımız insanlar ve okuduğumuz kitaplar bizlere hiç bir şey öğretmez artık.Ne kadar bir şeylere bağlı olursan ol,acını ve mutluluğunu seçmekte özgürsün.Sonra yıldızlara bak ve hislerini onunla paylaş.Yıldızlar en yol gösterici şeylerdir bana göre.Hiç bitmeyecek ihtiraslı acı ve mutlu günlere…Ne olursa olsun bu sabahların bir anlamı olmalı değil mi?

Kalıcı Bağlantılar

Cesedimin başına oturdum bugün.Başladım kitaplardan konuşmaya.Elflerden konuştum,bin bir gece masallarından bahsettim,şiirlerdeki sanatı anlattım ve kendimi kaybedişimi anlattım bu gece.Zorunlu yaşanan hayatlardan bahsettim,kaybettiğim insanları anlattım,tüm Dünya’nın bitişini anlattım.Usulca beni dinlemeye devam ediyordu,gülümseyerek.Bu benim ruhumdu,orada duran sadece bedenim.Birbirimizden çok farklıydık.O gitmek isterdi hep,ben bilirdim ki cehennemin dibine de gitsen yine gittiğin yer sen olacaksın.Yattığı halının üstünü kokusu kaplamış,yanına yattım ve sarıldım.Bu gece tepki verme,sene 1946.Bizi izleyen sadece yorgun bir gramafon.Çalan şarkı Safiye Ayla’dan.Hasretle bu şeb gâh uyudum gâhi uyandım diyor Safiye hanım.Bedenim biraz efkarlanıyor ve kendini parçaya bırakıyor,nede olsa o bunun son şarkısı.Dönüp pencereye uzanıyor ve bir sigara yakıyor.İnsanların acelece koşuşturmasını izliyor,acaba ne düşünüyordu?İkimiz de gerçekten bir fikrin ortağı mıydık?Güneş bedenini yavaş yavaş parçalıyor ve o buna karşı koyamıyor.O artık gidecek ve ruhum hep bu Dünya’da yaşayacak.Bedenim kendini hiç doğru kullanmadı.Gözleri daha güzel şeyler görecek iken,şehir karmaşasında boğulup kayboldu.Belki de Tanrı’nın deneme tahtası bedenimdi.Bir sanatta ya da kitaplarda buluşamadı kimseyle.Kimse onu ciddiye almak istemedi çünkü diğer insanlardan olmadı hiç.Gösterişli hayatlar ile mayasının tutmayacağını bilirdi bizim akıllı.Bedenim gökkuşağı kadar renkli ama kimseyi görmeyecek kadar siyah beyaz olmuştu.Kısır döngülerden de hep nefret etti,şu an bu satırları yazacak kadar da cesaretli ama.O Dünya’yı güzel görüp ölmek istedi ama çoktan zengin insanlar vardı artık.Elindekine sarıl,elindeki tek şey hüzün olmadan.Bedenim daha ölmedi,onu kurtarmak istiyorum.Birlikte ortak düşündükçe bu satırlarda buluşacağız onunla.Yüzünü çevirme bana Ela göz.