Delicesine Bak Bana

Beni yak kendini yak diyor ya Duman…Biz zaten kül olmamış mıydık?Kalbin attığı tam o doruklarda oturup birer sigara yakmamış mıydık?Neyse,bu gece sakin kalmalıyım.Naif,sıcacık,candan ve yumuşacık olan bu ruhum bugün biraz daha ölüme yaklaştı.Neyse ki bu yazılarım hep burada kalacak ve beni hep tanıyacaksınız.Ne demişler hayat acıdır.Bok gibi bir hayat yaşayarak bu Dünya’dan göç edeceğim.Tamam bazı şeyleri keşfet,tamam bir şeylerin farkına varıp aykırı bir hayat yaşa ama neden 21 yaşında be kardeşim?Bu yaşta böyle olunca hayat her geçen gün biraz daha anlamını yitirmeye ve böyle yazılar yazmak durumunda kalabiliyorsunuz.Ya da hayatın anlamını bırakıp sadece eğlenceye bakıyorum zaten.Esnek bir hayat yaşama şansım olmadığı için kısacık zamanda çok anı biriktirmeye çalışıyorum.Belli mi olur, bu yazıyı yayınlayamadan öleceğim belki…Kelebeğim şu an nerede?Kelebeğim kanatlarını açtı ve ardına bakmadı.Ardında ben vardım,ruhum yerlere serilmişti.Üstümde yemek yer gibi hayatın acı ve tatlı şeylerini yediler.Bir insan bir kere sırtından bıçaklıyor ise bir kez daha bunu başarıyor,bunu yaşadım ve yaşayacağım.Bu aralar peşimde bıraktığım tek şey gözyaşım oluyor.Çok yoruldum.Bazen bir insan geliyor ve karşına oturuyor.Onu çok seviyorsun ama söyleyemiyorsun,neden?Sonra eller ve gözler birbirinden yavaş yavaş ayrılırken bir Yol’a Düş şarkısı çalıp deliler gibi içmek istiyorsun.Uzaklara dalarken bütün hayatın gözünün önüne seriliyor.Kumbaramda iyi şeyler biriktiremedim diye mırıldanıyor insan.Gözünün en derininde zincirleme kazalar olsa da bu gece hiç bir şey yapmak istemiyorsun.Oysa ki eyvahlar bitince hayat bitiyordu.Evet insan,yolculuğunun sonuna geliyorsun,bu yaşından sonra ne yapacaksın?Değersiz kılmamaya devam mı edeceksin?Tütsü kokan hayatı terk etmek ne kadar zor olacak değil mi?Değer veriyormuş gibi göründüğün insanlar bir anda yok.Hırpalanan hayatların,sürekli hırpalanan insanları.İçemiyorsun bu gece değil mi?Sabah işe gideceksin.Bu taraflarda bezi olan insanlara hiç ısınamadım açıkçası,kendimden biliyorum.Sağdan baktın,soldan baktın,arkasından baktın ve önünden baktın,her türlü yolun sonu görünüyor değil mi?İlerdeki güzel günler bizi göremeyecek…

Of Dünya Of,Neydik Ya Biz?

Merhaba okurlarım.Biliyorum 2 gündür yazmıyorum çünkü takdir edersiniz ki benim de bir seks hayatım ve Dünyam var.Ama ne olursa olsun bu 2 günde düşünmekten hiç vazgeçmedim.Son günlerde hep rengimi düşünüyordum.Ama bunun cevabı çok netti aslında.Ben rengarenktim,herkesin olması gereken…Manzaralarımız gerçekten güzel ama.Bütün cezirleri ve gelişleri görebiliyor,izleyebiliyoruz.Sahi her zaman ki prensiplerimiz neydi?Kim doruk noktasına ulaşabildi bu doyumsuz hayatında?Hep bir yenilik çıkardın değil mi?Tut elimi de götür beni Haziranlara…Emekçiyim ama ben umutlarım bitmişti,kalbim devreye girdi ve sahneye çıktı.Bu gün bir şey daha fark ettim.Sen bir aysın,ben ise Güneş.Bu yüzden hiç kavuşamayacağız.Kafa sesim bu günlerde hiç susmuyor.Yaldır yaldır bir yerlere koşturuyorum.Sanırım yine bir alkol alıp hiç ardıma bakmadan bir gemiye bineceğim ve siktir olup gideceğim bu diyarlardan.Ruhlara atılan bu çiziklerin bedelini kim ödeyecekti?O kadar çok kaybettim ki,bir süreden sonra bu zevk vermeye başladı.Her şey kendiliğinden kayboluyordu sanki hayatımda.Her kaybedişin de bir son olduğunu biliyordum oysa ki.Kanımın kızıllığını göremeyecek kadar körmüş herhalde kaybettiğim şeyler diyorum kendi kendime.Bir süreden sonra,hayat denilen masala o kadar inanmıştım ki,çünkü her haliyle mükemmel görünüyordu ama içine girdiğin an olay bitiyordu aslında.Bu masalda güzel bir kadınla güzel bir aşk yaşadım,güzel dostluklar edinip iyi vakit geçirdim ama sabah olduğumda hep aynı rutinleri yapıyorsam,bu masalın ne anlamı kalırdı?Yine bir gemiye binip bu diyardan gitmek istedim.Tanrının olmadığı her yerde insanlar boy göstermeye başlamışlar gibi.Bu olay Jüpiter’de de geçerli.Keşke bu yazılarımı size teknoloji olmadan,klavyelere dokunmadan,kablolara bağlı kalmadan aktarabilseydim.Keşkeler de içmemizin çoğu sebebi oluyor zaten.Sürekli ama sürekli yaşadığımız Dünyayı kendimizin şekillendirdiğini gerçekten unutuyoruz.Sonra da başımıza gelen iyi ve kötü olayları hep bir şeylere bağlıyoruz ama biz önemsiziz ne de olsa…Of Dünya of,neydik ya biz?Bu oyun da öyle bir oyun ki,hep kaybediyorsun.Kaybetmeye alışmış insanlardan sadece bir tanesiyiz.Geriye kaybedecek ne kaldı?

Dibe Batmanın Âlâsı,Çalınan Ziller

İnsanın iki yüzlülük mücadelesi…Merhaba sevgili okurlar.Üryan gelip üryan gittiğimiz bu Diyarlarda duygular ve düşünceler ne kadar sahte olabiliyor değil mi?Bir şeyleri ya da birilerini etkileyebilmek için girdiğimiz o amansız mücadele…Tüm bunlar devam ederken kendimizi sadece küçük düşürdüğümüzün farkında olmuyoruz.Bazen bazı anlar geliyor,doğrusunu bildiğimiz yalanları dinliyoruz.Bu gerçekten insanı katlanılmaz kılabiliyor.Mevlana ne diyordu oysa ki?Gel,ne olursan ol yine gel.Biz böyle olmayı beceremiyoruz sanırım.Hep birilerinden etkilenip onu da kendimize de katmak zorundayız ama ne gerek var ki?Kaç yerde bunun için bedel ödediğinin farkında mısın?O güzel şeyleri satın almak hep aklımızın bir köşesinde duruyor oysa ki.Ama ne gerek var?Seni güzel yapan şeyin kalp olduğunu unutmuş muydun oysa ki?Bir manzara kadar güzel insanlar,şekilden şekile girip hiç oluyorlar.İhtiyacından fazlasını hep istediğin için bu Dünya’da hala açlıktan ölen insanlar olmaya devam edecek ve sen bir nebze bunu engelleyemiyorsan gerçekten cahilsin.Çevremizi kültürlü olarak tanımlıyoruz fakat sadece dış görünüşlerine bakarak yargılıyoruz.Bir insanın tarzı,görüşü,dini,şekli,yaptığı her hangi bir şey bizi ilgilendirmez.O onu yapıyor ki ona mantıklı geliyor.Lütfen narsist olmaktan vazgeç.Dünya’nın daha güzel bir yer olması için sana ihtiyacımız var,bunu biliyorsun.Sanırım diyorsunuz ki oradan yazmak kolay.Ben bunun için 30 gün de 30 kıyafet yöntemi uygulamaktayım.Bu sayıyı 7 gün de 7 kıyafete kadar düşürene kadar devam ettireceğim.Çünkü gerçekten ihtiyacımız yok.Birilerine güzel gözükmeye ya da karşı cinslerimizi etkilemeye ihtiyacımız yok.Zaten bir insan senin dış görünüşün için geliyorsa ve bununla övünüyorsan siktir et şu an kapatabilirsin.Bu yazımda bunları anlatmalıydım çünkü bir süreden sonra gerçekten dolaplar gereksiz şeyler ile doluyor.Belki çok yakınında belki çok uzağında da olsa bize muhtaç insanlar olduğunu unutma.Bir kıyafet kendine alacağına,onlara al mesela.Emin olabilirsin ki senden daha çok mutlu olacaklar ve o insanların gülüşü kadar daha sıcak bir şey olamaz bu Dünya’da.Zaten sömürüyoruz,zaten yine istediğimiz her şeyi yapıyoruz ama sadece bir şeyleri satın alırken kendine bu soruyu sor;Gerçekten ihtiyacım var mı ve kaç kere giyeceğim?

“Dünya herkesin ihtiyacını karşılayacak kadar zengindir, hırsını karşılayacak kadar değil.”

Belki Yeniden Karşıma Çıkarsın

Aynı yollara hoş geldiniz.Bugün size bir hikaye anlatmak istiyorum.Zamanın behrinde bir adam yaşarmış.Bu adamın 2 tane küpü varmış ve o küpler ile sürekli bahçesinde ki çiçeklere dereden su taşırmış.Küplerden bir tanesi sağlammış,bir tanesi de kırıkmış ve kırık küp bu duruma üzülürmüş.Bu bir süre daha böyle devam etmiş.Kırık küp dayanamayıp en son sahibine bu durumu iletmiş,sana faydam dokunmuyor diye.Ertesi gün adam kırık olan küpe geçtiği yolları göstermiş.Yolun kenarında çiçekler,böcekler ve yeşilin her tonu varmış.Kendini önemsiz görme,bak bu senin yarattığın Dünya demiş adam.Demem odur ki insanoğlu,hiç kimse değersiz değildir.Din,Millet,Görüş,Fikirler demeden her insandan bir şeyler kapmamız gerekiyor.Çünkü Dünya başka türlü çekilmiyor.Birileriyle tanışmadan önce,onlarında kendi içlerinde ufak bir Dünya barındırdığını unutmayınız ve bazen bambaşka farklılıklar birbirimizin birleşmesi için en doğru şey olabiliyor.Şunu da unutma ki;Sana en uzak yer aslında sırtındır.O yüzden bir şeyi çok yakın görürken,çok da uzak olduğunu aklından çıkarma.Hayatınıza yeni ufuklar açmaktan çekinmeyin.Rutine bağlayan her şeyin çok sıkıcı olduğunu unutmayın.Bugün seni bekleyen insanlara şans ver.O gece seviyormuş gibi davran,zamanla belki seversin.Tozlu raflardan bir sigara çıkar ve yak.Yağmur yağdığında dışarı çık ve eğlen.Bir bara git ve bir bira iç.Daha sayısız şey senin için bir ilk.Bugün eşini al ve karşısına geçip konuş mesela.Ellerini izle ve onunla neler yapabileceğinin farkına var.Aynada ruhuna bak ve seninle aynı ruhu paylaşan insanlar olduğunu unutma.Onlarla tanışmayı dene mesela.Üşenmekten başka ne yapıyorsun ki?Bayramı beklemeden kendine bayram yarat.Bugün,yarını düşünmeden sarhoş ol.Rutinlik değil,anı biriktir.Sahi ben kimlerle anı biriktireceğim?

Gözler Aynı Ama Hep Farklı Görecek

Cahiller Dünya’ya egemen olmuşlar ve onlardan olmayınca sana hep kötü göz ile bakıyorlar.Şiirlerin en narasına hoş geldin arkadaşım.Bir kuş kanadı gibi çarpışan yüreğim son günler çok hüzünlü.Belki de aldırmamalıydım ama sen de bilirsin ki duygularımız var.Gidilecek onlarca yol var iken sadece belirli bir yerde dönüp durmak saçmalıktır.Ya da Paulo Coelho gibi kişisel menkıbelerimizin peşinde gitmeliyiz.Dünyanı değiştirmek senin elinde ve sen ölümüne biraz daha hızlı yaklaşıyorsun.Aşkı,heyecanı,korkuyu ve bir çok duygudan acizsin.Dönüp durduğun bir kaç şey dışında ne yapıyorsun ki?Bazen diyorum ki belki bir kitap yazsam daha çok tutacak,bir şarkı besteleyip söylesem daha çok tutacak ama ne gerek var?Bildiğiniz şeyleri neden hala ben size öğretiyorum anlamış değilim ki zaten bir kulağınızdan girip diğerinden çıktığını hissedebiliyorum.Hep kurduğum düşler vardı.Bir sandalye de yüreği sızlayan kadını oturup saatlerce izlemek gibi ama ne kadın kaldı ne de onun sızlayan dertleri.Ben de o saatten sonra sandalyelere küstüm zaten.Değişiyoruz ve sürekli içimizde bir şeyler ölüyor.Ne olursa olsun geriye dönemiyoruz ve herkes her koşulda kendini haksız görüyor.Kendimize ve onlara şans vermediğimiz için hep kaybetmeye mahkum kalacağız.Sokakta bir ayyaş görüyorum,kitaplarda hüzünlü insanlar,arka mahalle de açlık ile uğraşan aileler,villasında istediği çantayı alamadı diye üzülen kadın,başı boş gezen sokak kedileri,idam emri verilmiş ve elektrikli sandalyede ölümü bekleyen çaresiz insanlar…Hepsinin ortak paydası hüzün.Keşke bizi birleştiren şeylerden bir tanesi de hüzün olsa…

Yolun Karanlık Tarafı,Ananas Hayaller

Yolun yanlışlarına hoş geldiniz.Gül renkli şarap hayallerimiz vardı hep.Burnumuzda tutan tütsülerden de sıkılır gibiydik.Bu paragrafım da yeni yıl ve yeni umutlar ile ilgili bir yazı yazacakken,aldığım bir ölüm haberi beni bu yazıya yazmaya tekrardan itti.Mis gibi kokan ölümün özgürlük oluşu mu yoksa ölümün altındaki dizeler miydi?Ruhumuz zaten ölmüşken,bedenlerimizin ölüşü bize ne fayda sağlayacaktı?Aslında diyebileceğin tek bir şey var;İşte bu kadar.Çabaladığın onca hayat,üzüldüğün ve mutlu olduğun her şeye burada bir nokta kondu ve artık toprağın altındasın.Peki size soruyorum,ölümün olduğu yerde daha ciddi bir şey olamazken,hayatı neden bu kadar ciddiye aldınız? 7 yaşından itibaren okula gitmeye başladığın o hayat sana yine sonunda ölümü sundu.Aynada kendine bak ve yüzünde gördüğün o gerçek yaşı kendine söyle ve ne kadar zamanının kaldığını kendine hatırlat.Hayat tembeller için çok uzun ama hedefi olanlar için çok kısadır ve nereden bakarsanız bakın %92’lik kısım hep hedef kısmındadır.Ruhumuzu saymıyorum bile çünkü o zaten çoktan kendini kaybetmişti.Ölene kadar vakit geçirebileceğin onca şey varken,sen şehir hayatında kaybolmayı seçtin.Hiç bir şeyi zamanında ve istediğin gibi yapamadın.İsteklerin için değil,onlar istedikleri için çabaladın ve sen,sen olarak değil başkası olarak öldün.Yapmacıklık bu Dünyamızın temelini oluşturan şey.Güzel paralar,güzel eşyalar,4 duvar Dünya diye diye ilk ruhumuzu öldürdük.Demlene demlene de bedenimiz arkamızdan geliyordu.Güzel dostluklar kuramayıp ruhumuzu beslemeyi unuttuk,güzel bir insan sevemeyip ruhumuzu beslemeyi unuttuk,bir ağaca sarılmadan ruhumuzu beslemeyi unuttuk.Gezecek onlarca Ülke varken sadece bir sokakta aciz olarak vefat ettin sen.Dile gelmeyen yazıları okumak ve yazmak ne kadar kolay değil mi?İşte temellerimizden bir tanesi,gerçeklikten kaçmak.İşte bu yüzden sosyal medya kullanıyoruz ya.Ne olursak olalım yine gelemedik.İlk sayfada canlı bir gül olmak varken,2.sayfa sonlarında kurumayı tercih ettiniz.Unutmayın ki ölüm var.Ruhun hep mutlu olsun.Huzur içinde yatsın…

Hiç,Hiç Bir Şeyi Bilmiyorlar

‘Kışın usul usul yürü,toprak ana yara almıştır’Yazıma böyle başlamak istedim.Kış geldi ve içimizi daha da ısıtacak şeylere ihtiyacımız var artık.Kitaplar,insanlar,eşyalar her şey…Hepimiz bir fidandık,şimdilerde hep bir yönlere doğru yamuluyoruz,farklı ağaçların birbirine sımsıkı sarılması ne muazzam olaydır.Benim Dünyam cehenneme açılan bütün kapıları kapattı artık.Her olay da kötüye yorumlamaktan bunalmıştım zaten.Şimdi Moda sahilinde biramı yudumlarken altın dişli martıları görüyorum.Keşke altın kalpli insanları da görebilseydim.Bir gün daha sevdamız Filistin’e sürgün ediliyor.Romanların en ücra köşesine bu gece de duygularımı bırakıyorum.Yine bir şiir kitabından imal edilmiş bir uçan halıya binip siktir olup gidiyorum buralardan.Kendimi Medusa’nın yılanlı kollarında bulmak isterken,bir anda Ganesha’nın karşısında buluyorum ve meditasyon yapmaya devam ediyor.Durun durun benim olmam gereken yer burası değildi.1400 senesine gidiyorum,tarihi bir köprüde bir kadın bir erkeği terk ederken izlemeye devam ediyorum.Ay ışığı yüzüme doğru vururken meyhaneci Rüstem abi biraları tazeliyor.Terk edilişe o kadar kaptırmışım ki yüreğine dokunmadan geçemiyorum oradan.Erkek yere damlayan göz yaşları ile paltosunu köprünün kenarına bırakıp kayboluyor.Kendi benliğim yerime oturuyor artık ve yatağımda uzanıp düşüncelere dalıyorum.Ay ve yıldızlar bana eşlik ediyorlar.Kendimi Tanrı olarak düşünmekten alıkoyamıyorum.Madem ki Tanrıyım bu neyin yalnızlığı?Gücün,zenginliğin,karizmanın en zirvesine tırmanınca;Ne olacak şimdi ya diyorsan iş bitmiştir zaten,kaybetmişsindir.Hepimiz biraz Hayyamdık sonuçta.